[Sanatçı,
politikacı ve diğer meslek dallarındaki birçok kişiyi bulundukları
yer ve konumlarının gereği etkinlikleriyle, söylediği sözlerle tanıyoruz.
Kimi durumlarda onlarla seviniyor,onlarla üzülüyoruz. Onların
kimilerine kızar,kimileriyle övünür, kimileriyle ağlar, kimileriyle güleriz.
Kimilerini alkışlar, kimilerini eleştiririz. Bu ulus olarak kıvançta,tasada
birlikte yaşamanın gereğidir. Bu çok önemli ve güçlü bir toplumsal
olgudur. Çünkü tüm bu kişiler - beğenelim beğenmeyelim, sevelim,
sevmeyelim - bizleri aynı noktalara odaklayan değerlerimizdir. Öykümüzde
yer almış olan kimi kişileri rahmetle anıyor, diğerlerine Tanrı’dan
sağlıklar,mutluluklar,başarılar ve uzun ömürler diliyoruz. Aşağıdaki bölümde adı geçmeyenleri
biz anımsadıkça değerlendireceğiz, isteyenler kendilerini bize anımsatırlarsa
kıvanır öykünün gelecek bölümlerinde değerlendirmeye alırız..]
***
BU NASIL ÖYKÜ
BÖYLE? NASIL OLACAK, GERÇEK YAŞAMIN KESİTLERİNİ İÇEREN BİR ÖYKÜ.
OKUYUNCA ANLAŞILIR. ŞİMDİ NE SÖYLESEM BOŞ. [Öykünün adı bu-başka
ad aramayın]
Sabahleyin
komşu kızının söylediği şarkıyla uyandım. Pencerenin yanında
oturdum. Bir yandan şarkıyı dinliyor bir yandan dışarıya bakıyorum.
Az sonra Şenol iyice yükselir.. Kenanı gözümü almasın
diye perdeyi biraz çektim.Evimiz tam Yaşara* bakıyor. Her Coşkun
böyle şarkı söyler bu kızcağız. Geveze papağanım “Erol.”dedi.
Ben de “Erol.”dedim. Birkaç kez Erol deyip durdu. Tepem
attı. “Sus geveze yaratık.”diye bağırdım. Bana “Sen sus geveze
yaratık.” demez mi? Tutup pencereden atacaktım. Neyse kahkahasını
duyunca vazgeçtim bu eylemden. Anladığıma göre beni kızdırmak için
şaka yapıyormuş. Böyle konuştuğuma bakmayın.Ona kıyamazdım zaten.
Komşu kızın
bir İbrahimi var. Bir de Yıldırımlı* ki
dinlemeye doyamıyorum. Anasına,babasına bu kızı konservatuara gönderin
diyorum. Daha yaşı çok Fazıl*. Sevimli, Dursune mi Dursune.*Pencereden
baktım. İki Harika omuzlarında tüfek,yanlarına birer Sibeli
çıkmış tavşan asılı. Hızlı hızlı yürüyorlardı. Ooo sabahın
bu saatinde bizim mahalle Rehasının ne işi var buralarda? Onu böyle
dolaşırken hiç görmemiştim. İşyerinden çıkmazdı. Şaşırdım doğrusu.
Bu yüzden göbeği de gittikçe büyüyor. Ellerinde değnekleri olan iki
görme özürlü delikanlı yürüyor. Bir süre sonra dört görme özürlü
daha geçti Az ileride Mithat okulu var. Oraya gidiyor olmalılar.
Saat onda Köksalcı haline gideceğim. Orada askerlik arkadaşım
çalışıyor. Neden uğramıyorsun diye kızıp duruyor.Haklı. Dışarıda
Nevzat var galiba. Kimileri palto-manto giymişler. Neydi o geçenlerdeki
hava. Karşıki Alilerden birine art arda iki Aziz düşmüştü.
Bu mevsimde pek düşmez ama artık iklimler de bozulmaya başladı.
Mutfağa
gittim. Kuru fasulyeleri Pakizeden çıkardım. Düdüklü
tencereyi Semihten indirdim Az sonra pişireceğim. Övünmek
gibi olmasın bu konularda oldukça Neziheyimdir.*Hanım
Bursa’da. Ablasına konukluğa gitti.. Yalnızlık zor. Bu gece bir tanıdığın
kızının düğünü var. Çiçekçiye telefon ettim Mahzunlardan
bir demet göndereceğim. Başım gene Şevket gibi. Birkaç gündür
böyle oluyor ama bir süre sonra geçiyor. Sık sık dereceme bakıyorum
neyse Süleymanım yok. Çok Hakan. Dışarıda ağaçlar
iyice sallanmaya başladılar..Sanıyorum Vefa çıkmış.. Özcan
dalgalanmaya başladı. İki saat önce Mustafa doluydu. Şimdi
kalmadı gibi.. Tanrı balıkçıların yardımcısı olsun. Gökyüzünde
Hakkılar toplanıyor.Yağmur mu gelecek ne?
Şu
ilerideki bacadan çıkan Necmettinlere yıllardır bir Leylâ bulamadılar.
Çevresinde oturanlara yazık.Ooo bizim mahallenin ünlü kabadayısı geçiyor.
Demek ki hapisten çıkmış. Yakışıklı bir delikanlı. Ceketi omzunda
elindeki tespihi döndürüp duruyor. Gözünü Rıdvandan sakınmaz
biri, kimseye de Mukadder, çok dik başlı.Ne demişler? “Su
testisi su yolunda kırılır.”
Karşıdaki
ev Devlet. Öyle bir evde oturmak isterdim doğrusu.. Bahçesi türlü
Cemillerle dolu. Hele Abdullahları o kadar Hasan Celâl
ki. Gelen geçen durup bakıyor.. Şu büyük ağacın dalları mayıs ayında
iri Zaferlerle doluyor.. Evde oturan kişiyi tanıyorum. Çok iyi
niyetli, insanı Seda, Şükranmış biri Herkese de kolayca
Kadir. Bu huyunu kendisi de beğenmiyor. Söylediğine göre Kenan
imiş. Galiba Bitlisli. Söylemişti ama unutmuşum Bu iyi
niyeti yüzünden geçenlerde yüklüce bir parasını çarpmışlar.Bu
nedenle benden borç istedi verdim. Borcuna sadıktır. “Arkadaş
bildim, dost bildim para verdim.” diye anlatmıştı. “Yumuşak
olmamak,böyle kimselere karşı direnmek, Hikmet ceviz olmak
gerekir,” diyor.”Yapamıyorum diyor.” Huy işte. Ama insanı dolandıracak
olanlar öyle tuzaklar kuruyorlar ki. Kendini kurnaz sanan nice kimseler
bile tuzaklara düşüveriyorlar. Ona “Her yüzüne Fethullaha
inanmamak gerekir.”dedim .”Doğru.”dedi. Oğlu Hasan. Ticaret
gemisi kaptanı. Sık sık uzak ülkeler gidiyor.
Kimi günler Hakkı
Tarıkıma* kimi şarkıların gerisini getiremediğim bir iki
dizesi takılır. Şimdi de “Bir taze elem var şu kızın handelerinde
/ Yunus
sesi var şarkların nağmelerinde” diye mırıldanıp duruyorum. Artık
bunu kaç kez söylerim kim bilir?.Sonu gelmez.
Hızlı hızlı
yürüyen şişko kadın kimin nesi bilmiyorum. Omuzu nedense hep Ebrudur.
Radyodan “Şu dağların Bayramıyam” türküsünü dinliyorum.
Gene o Müjdesiz çocuk ortaya çıktı. Elinde boyalı bir kalem.
Duvarı karalıyor. Her zaman olduğu gibi gene iri iri bir sürü Şansal
yazdı durdu.. Başka harf bilmiyor anlaşılan..Onu evin ıssının oğlu
görünce yakalamak için koştu ama tutamadı. Yerden aldığı küçük
bir Ayşeyi öfkeyle fırlattı. Hızını alamadı bu kez bulduğu
daha irice bir Erolu* fırlattı. Çocuğa rastlamadı.Ya
rastlasaydı? Kesin yaralanırdı. Yandaki işyerlerinden birinin Yıldırımı
sokağa hışımla çıkıp iki çocuğa bağırdı durdu. Sinirlenmişti
Öfkesinden Cananını tutup silkeledi. İki çocuk da gerçekten
çok yaramazlar..
Mutfağa
gittim bardağıma Fuat koydum. Yerime geçip oturdum. Bir yudum
aldım. Rengi kokusu iyi olmuş.. Çay Nükhet olan Ruhiyle*
demlenirse iyi oluyor.
Hülya
Köroğlu romanını aldığım arkadaşa götüreceğim. Hep unutuyorum.
Her karşılaştığımızda anımsatıyor. Gerçekten ayıp oluyor. Hey
gidi hey! Neymiş o Faruk Nafizlerin* ünlü kahramanı .Köroğlu
yırları ilgimi çok çeker..Nasıl başlıyordu o yır? Hah anımsadım
“Erhan yeri atmadan şafak sökende / Düşmanın üstüne hörelenmeli
/ Düşman
kalkan alıp Aydoğan çekende/ Tamer on beş yerden
yaralanmalı. Gerisini şu anda anımsayamadım.
Dün gece Timurluların
tarihini bir kez daha okudum. Bana bu ulus çok ilginç gelir. Geçenlerde
Ediz tarihini okumuştum. Bu tür kitapları okumayı çok
seviyorum. Dün gece gökyüzü ne kadar parlaktı Savaş ne güzel
parlıyordu. Hayır dün gece değil,.önceki gece öyleydi. Karıştırdım.
Nejat-Behzat-Süheyl tarihi de çok ilginç. Onların
abeceleri ne kadar güçlü imiş. Gözüm duvardaki haritaya takıldı.
Onların yaşadığı yerler Çin’in doğusu değil mi? Şu Deniz
Gölü ve çevresi bana çok gizemli gelir nedense.. Arif Nihat haritasının
sağına Osmanlı Fikreti Kanunî Sultan Süleyman’ın ünlü
dizesini çerçeveletip asmıştım:
“Halk
içinde muteber bir nesne yok devlet gibi./Olmaya devlet cihanda bir nefes
sıhhat gibi.”ne güzel söylemiş değil mi? Az ileride Türkiye
haritası. Ülkemin haritasına bakmaya doyamam. Hemen her gün şöyle
bir göz atarım. Dağlar, ovalar, ırmaklar.
İşte Kızılırmak, Sakarya, batı Anadolu’da Büyük Adnan,
Küçük
Adnan Irmakları, Güneydoğu
Anadolu’da Dengir Mir Mehmet Irmağı..Dicle’nin kardeşi. Bugünkü
uygarlığın oluşmasına neden olan iki Sadi*. Kuzeyde Kızıl Irmak,Yeşil Irmak Sakarya. Güneyde
Seyhan ve Esra.
Kapı tıkladı.
Kalktım Bırakılan gazeteyi aldım. Koltuğa geçtim. Baş sayfada başarılı
olan, Aşkın Nur kazanan sporcularımızın toplu fotoğrafları
basılmış. Gerçekten bu sporcular göğsümüzü kabartıyorlar. Onların
başarılarından ulusça çok Halit duyuyoruz. Hele Metin
Takımımızın başarıları bizi iyice kıvandırıyor.
Saate baktım.
Evden çıkmama daha çok zaman var. Uzandım dolabın üstünden fotoğraf
albümünü aldım. Albüme bakarken vakit iyi geçiyor. İşte Nurdanlarımın
çocukluk fotoğrafları. Büyüdüler artık. Albümün iç kapağına ünlü
bir Gültekin'in besmelesinin fotoğrafı konulmuş. Şu
Afrika’ya giden arkadaşımın katıldığı bir safaride Kenanlar
arasında çekilen fotoğrafı. Çok ilginç. Onun orada öldüğünü söylemişler
çok üzülmüştüm. Ama yalanmış. Arif olduğuna sevindim hemen
bir mektup yolladım Çok geçmeden yanıtı geldi Bana oradan, yanında
bir Cem omzunda bir Selâmi olan resmini göndermiş..Gerçekten
de orada bir safari sırasında filler yüzünden bir kaza geçirmişler.
Her halde o nedenle öldüm diye gerçek dışı duyumlar yayılmış
olacak diyor. Çok sıcakmış. Sabah akşam Fatih kurumuyor diye
yakınıyor. Kendin gitmek istedin oralara arkadaşım. Ne yapalım
katlanacaksın. Onun ben de epeyce fotoğrafı olacak. Gezmeyi,macerayı
pek sever. İşte Ali Rıza Dağlarında Belgine*doğru tırmanırken
Bu resimde
de bir Cansu kıyısında çoluk çocuk oturmuş yemek yiyoruz. Çevre
ağaçlıktı. Enginler, Mehmet Cevdetler, Dalları
sulara değen yere değen Yeşim söğütler. Cansu çok güzel.
Bizim önümüzden Gökhanca akıyordu ama ileride Alileşiyorlardı.
Resimdeki bu küçük Burhan yanımıza geldi. Epey sonra annesinin
melemesini duyunca sese doğru koşarak gitti. Çocuklar onunla iyi vakit
geçirdiler. Ben kilimin üstünde şöyle başımı Orhan yastığa
dayayıp Cemmiş gazete okuyorum.. O kır gezisine Mustafadan
gelen bir arkadaşımızın ailesiyle birlikte gitmiştik.. Sağ olsun o
arkadaş bana çok Celâl olmuştu bir para konusunda. Kırlık
yerdeki ağaçların altlarından evdeki saksılara koymak üzere epeyce Halis
götürdüğümüzü anımsıyorum.
Şu arkadaş
da İzmir’de oturuyor ama Saimhisar gezisiyle ilgili fotoğrafını
göndermiş vaktiyle. Bu arkadaş Ali de talihsizliği yüzünden bir türlü
toparlanamadı. Çalışkan,doğruluktan Hasanmayan biri. Ne demiş
büyük ozan ve İclâllerimizden Ziya Paşa “Bî-baht olanın bâğına
bir katresi düşmez/Tuğçe yerine dürr ü güher yağsa semâdan.”
tam Ali’ye göre bir deyiş. Yalnız Ali’ye değil onun gibi olan birçok
kişiye de uygun düşer bu sözler.
Albümü
aldığım yere koydum. Gene pencere kıyısına iliştim. Biri bana el
salladı. Bir arkadaşımın oğlu. Gelen dolmuşa bindi. Çok çalışkan,çok
Serdar,çok kitap Yaşar bir delikanlı. .Üniversite
sınavlarına girecek. Kesin kazanır sanıyorum. Uzay mühendisi olmak
gibi bir düşüncesi var .Umarım Ali Şevkisine ulaşır.. Bu üniversite
sınavları gerçekten Fatin Rüştü* geçiyor. Tanrı kolaylık
versin Babası çocukluk arkadaşım. Yürekleri Bülent insanlar, Koray
kimseler. Onlarla ailece görüşürüz. Yalnız arkadaşım hangi konu
olursa olsun tartışmayı çok sever. Nereden usuna gelir,nereden bulur
bilemem arada bir ortaya kimi abuk,uyduruk Önderler sürer. Bu yüzden
boşuna tartışız dururuz. Ne yapalım huyu böyle. Aramızda kalsın
onun bu huyuna arkadaş olduğumuz için katlanıyorum.
Bir
kamyonet dolusu Begüm yüklenmiş. Kesin bilemem ama ceviz Begümleri
diye oranladım. Çok değerlidirler. Şu sırtı dönük Güzide, saçları
Levent de kim? İki de bir piposu için Fevzisini* çakıyor.,
sonra piposunu çekiyor ağzından,burnundan Selahattinler çıkıyor.
Aa bu kişi benim tarih öğretmenim. Pencereyi açıp seslenecektim ama yürüdü
gitti. Yetişemedim. Tanrı ömürler versin. Soyadı Bülentti.
Dedeleri sarayda aşçılık yaparmış” unvanları oradan geliyormuş.
Padişah onun yaptığı dana yahnisini,ciğer yahnisini çok beğenirmiş.
Bize birçok anısını anlatırdı. Üstelik Ali biriydi. Anılarım
tazelendi. Avnilmek güzel. Beden eğitimi öğretmenimiz ondan
daha Şenerdi. On gün kadar önce ona rastladım. Beni hemen tanıdı.
“Çoktan beri yoktunuz.”dedim. Memleketi Zonguldak’ın ilçesi Bülentteymiş
yeni gelmiş. Epey konuştuk. Saçlarını boyatmış. “Beğendin mi?”
diye sordu. Onun saçları doğuştan Zekeriya idi.”Hocam çok
yakışmış ama sizi herkes Kamerliğinizden beri ak saçlı
biliyor.” “Değişiklik olsun istedim.” dedi gülerek. Sonra
“Gelincikler Basketbol Takımı’nın Rahmiliğini yapıyorum.
Ben gelince takım toparlandı. Yakında ünümüzü duyarsın” diye
ekledi. Övünmeyi pek sever. Sakalı azdı. Fakat İsmail değildi.
Ona edebiyat öğretmenimiz Ahmet Beyi sordum. Biraz sayrılanmış ama
iyi imiş. “Halâ yazıyor..” dedi “Çok saygıdeğer, çok Ali
adamdı.”dedim. Başıyla onayladı sonra “Senin arkadaşın Böcek
Dursun ünlü bir Gönül oldu. Kitapları kapış kapış gidiyor.
İnsan öğrencilerinin bu başarılarını gördükçe nasıl kıvanıyor
bilemezsin.”dedi Gözleri dolmuştu.
Elektrik
direğinin dibinde bir delikanlı Osman bu yana doğru bakıyor.
Birine im vererek kol saatini gösteriyordu. Az sonra bir bayan yanına
geldi. Bu bizim altımızdaki pastane ıssının yüzü Saffet,saçları
Mehmet kızı. Şefik birini bulmuş dedikleri delikanlı her
halde bu olmalı. Bana oldukça Abdülkadir biraz da Ali Rıza
gibi geldi. Bu işler Mehmet Vecdi işi kime ne? Duyduğuma göre kıza
Boğaz’a bakan bir daire Mehmet Sait edecekmiş. Daha ne olsun?
Televizyonu
açtım. Duyumlar başladı. Gene Perihan gene Perihan. Nice
Behçet Kemal geçti insanlık halâ Sibele kavuşamadı. Çok
yazık.
Ozan,düşünür,yazar
Ziya Hüsnü Yusuf hakkında yapılacak bir toplantıya çağrıldım.
Gideceğim. Gene o lâcivert giysilerimi giyeceğim. Bana çok Yaşardığını
söylüyorlar. Geçen hafta da Yunus Süleyman Arif’in yaşamı
üzerinde yapılan toplantıya katılmıştım. Orada bir konuşma yapmış,övünmek
gibi olmasın çok Ali Sami almıştım.
* rahmetli. (Sürecek)
Öykübaşı
Sayfabaşı
AnaSayfa